Kokpitte Psikolog Var

Bir Psikoloğun Kokpitten Hikayesi

5/17/20262 min read

Uçuş saatim 1500'ü geçmişken, uzun zamandır aklımda olan bir yazı dizisini hayata geçirmek istedim.

Kendime dönüp baktığımda, şu soruyu sordum: Psikoloji, fotoğraf, ekip tahsis ve pilotaj… Ne alaka? Neden?

Bu sorular yalnızca bana ait değil. Tanıştığım birçok insan da benzer bir şaşkınlıkla aynı şeyi dile getiriyor. Oysa kendimi tanımlayacak olsam, her zaman daha yaratıcı ve belirsiz olan tarafa yakın hissettim. Fotoğraf, psikoloji, düşünmek… Bunlar bana daha tanıdık geldi. Yine de hayat beni şu an bir yolcu uçağının kokpitine getirdi.

Pilotajı üniversite sınavına girdiğim dönemde de denemiştim, olmamıştı. Sonrasında psikoloji okudum ve psikolog olarak çalışmaya başladım. Bu süre zarfında havacılıktan uzak kalmamak için Ekip Planlamanın operasyonel birimi olan Ekip Tahsis de çalıştım; Yeri geldi kimin ne zaman uçacağına, kimin ne kadar dinleneceğine karar verdim. Operasyon sürecinde OCC koordinesiyle ekipleri hem planladım hem de kriz anlarını yönettim. Aynı dönemde terapilerime de devam ettim. İnsanı hem havacılık operasyonlarının içindeki biri olarak, hem de psikolog gözüyle tanıdım.

Bir süre sonra şartlar oluştuğunda, biraz da geç de olsa tekrar pilotaj sürecine giriştim. Zorlu olacağını tahmin ediyordum ama psikoloji bölümünde ders olarak gördüğüm bazı şeyleri birebir yaşayacağımı tahmin etmemiştim. Çalışırken eğitim almak ayrı bir yük, hele bir de aile kurmuş ve çocuk sahibi olmuşsanız.. Onca yükün altında bir de vaktini sadece uçuşa ayırabilenlerle aynı süreçte olmak ayrı bir baskı. Fakat her durumda olduğu gibi insan kendi sürecine odaklanmalı ! Asıl yüzleştiğim şey bunlar değildi. Asıl yüzleştiğim kendi öğrenme eğrimdi. Psikoloji makalelerinde defalarca okumuştum: yaş ilerledikçe yeni bilgiyi işleme hızı düşer, otomatikleşme zorlaşır. Bunu bilmekle, geceleri tekrar edip sabah uçuşlarda çalıştığın yerden, aklının karıştığını fark etmek can sıkıcı oluyor. Her ne kadar kendi sürecine bak, kendine odaklan desem de, hem çocuk ve ev ile ilgilenip, hem de geçiminizi sağlamak için işinizde çalışırken uçmak için vakit yaratıp uçuş hattına gittiğinizde, o hattaki genç arkadaşlar ile aynı süreçte, onların daha hızlı kavradığını izlemek, insanın üzerinde inceden bir baskı oluşturuyor.

Psikolog olarak kendimi iyi tanıdığımı sanıyordum. O süreç bana şunu öğretti: kendinizi tanımak zorluğu ortadan kaldırmıyor, sadece ne yaşadığınızı daha net görüyor ve daha hızlı uyumlanıyorsunuz. Bazen bu netlik yardımcı oluyor, bazen sadece demoralize ediyor. Bu zorlu süreçte, sürekli kendinizi motive etme ihtiyacı duyduğunuzda bir akranınızdan veya önünüzde bu yollardan geçmiş birinden destek almak, bak bunları bende yaşadım desteğini hissetmek kıymetli oluyor. İşte tam da bu sebeple, böyle bir yazı dizisi yazmaya karar verdim. Çünkü uçuşun her saati farklı bir gelişim süreci.. Uçuş okulundan tip eğitimine, oradan uçuş hattına, uçtuğunuz her meydan, uçtuğunuz her ekip farklı bir öğrenme yolculuğu...

Bunları Boeing 737 kokpitinde oturan, havacılığın mutfağında yer almış bir psikolog gözüyle, kendi üslubumca zaman zaman paylaşıyor olacağım.